
Resul-i Ekrem bir defa rüyasında Cenneti gördü. Orada Hz. Bilal-i Habeşi(RA)’nin terliklerinin seslerini işitti. Sabahleyin Hz. Bilal’e;
“Sen özel olarak hangi ameli yapıyorsun? O amelin sebebiyle cennette benim önümde yürüyordun.” Bunun üzerine Pir-i müezzininin şöyle cevap verdi; “Gece olsun, gündüz olsun abdestim olmayınca abdest alırım, devamlı abdestli gezerim. Sonra kılabildiğim kladar nafile namaz(tahiyyetül vûdû; abdest namazı) kılarım” dedi.
******************
Hanefi fıkhını yetiştirdiği dev imamlardan Muhammed İbn-i Sema şöyle demişti;
“ Ben kırk senedir bir defa hariç ilk tekbiri kaçırmadım. Yalnız annemin vefat ettiği gün meşgul olduğumdan ilk tekbire yetişemedim”
*****************
Tabiinin gözü yaşlı hadis hafızı Muhammed bin Münkedir hazretleri bir gün teheccüd namazında saatlerce gözyaşlarına boğuldu. Sebebini soranlara:
“Namazda okurken şu ayet geçti” dedi; “Hiç hesaba katmamış oldukları şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılıverdi.”(Zümer, 39/47)
*****************
Hz. Ali’nin torunu ve ibadetlerinin çokluğundan kendisine Zeynelabidin denilen Ali bin Hüseyin hazretleri günde nafile 1000 rekât namaz kılar, abdest aldığında yüzü sararırdı. Biri sebebini sorunca:
“Haberin yok mu kimin karşısına çıkıyorum” derdi
*****************
Ümmetin âlimi İbn-i Abbas hazretleri ezan sesini duyunca o kadar ağlardı ki ridası(omuz örtüsü) ıslanır, damarları şişer, gözleri kızarırdı. Kendisine; biz de ezan sesini duyuyoruz. Ama bize hiç tesiri olmuyor, siz ne kadar korkuyorsunuz?” dediklerinde şöyle cevap vermişti;
“Eğer insanlar müezzinin ne dediğini bilseler rahat ve huzurdan olurlar, uykuları kaçardı”
*****************
Zünnun-u Mısri’nin arkasına ikindi namazını kılan bir zat demiş ki;
“O Allah u Ekber’i derken Allah kelimesini söyleyince Allah’ın heybeti onu öylesine kaplamıştı ki, sanki bedeninde ruh kalmamış, tamamen kendinden geçmişti. Ekber dediği zaman onun tekbirinin heybetinden kalbi sanki parça parça olmuştu.”
****************
Hadis âlimi Ebu İshak Sübeyhi’nin namazı dert edinmesi de çok ibretliktir. O;
“Yaşlılık ve zayıflıktan dolayı namazda lezzet kalmadı. Çünkü iki rekâtta yalnız iki sure(yani Bakara ve Âl-i İmran) okuyabiliyorum. Fazlasını okuyamıyorum” diye üzülürdü.
***************
Tabiin âlimlerinden İbn-i Sirin Rahmetullahi aleyh diyor ki;
“ Eğer bana Cennet’e gitmek ve iki rekât namaz kılmak arasında seçme hakkı verilse, ben iki rekât namaz kılmayı tercih ederim.”
***************
Sahabeden Abdullah bin Zübeyir(RA) hakkında şöyle denmiştir;
“İbn-i Zübeyir o kadar uzun ve hareketsiz secde ederdi ki kuşlar gelip sırtına konardı. Bazen o kadar uzun rükû ederdi ki bütün geceyi rükûda geçirirdi. Bazen de secdesi o kadar uzardı ki, bütün geceyi secdede geçerdi.” (İbn-i Zübeyir namazda derinliği muhterem dedesi Hz. Ebubekir’den(RA) öğrenmişti.) ,
Alıntı
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
3/7/2008 · Kategori: Okumalar

Stajyer bir avukat, Eskişehir hapsindeki çalışması sırasında Bedîüzzaman’la görüşür ve “Takip ettiğim kadarıyla sizde herhangi harika bir hal görmedim. Eğer gerçekten varsa, bana da gösterir misiniz? Meselâ elinizdeki tesbihi yürütebilir misiniz?” der.
Bunun üzerine Bedîüzzaman Hazretleri tebessüm eder ve şu hikâyeyi anlatır:
“Bir adamın çok sevdiği bir çocuğu varmış. Ona çok değerli bir hediye almak için kuyumcu dükkânına götürmüş. “Elmas ve mücevherlerden hangisini istersen sana alayım.’ demiş. Kuyumcu, dükkânının daha cazip olmasını temin için dükkânın tavanına çeşitli renkte balonlar asmış. Çocuk dükkâna girince gözü balonlara takılmış ve “Baba ben bu balonlardan istiyorum’ deyince, babası “Oğlum ben sana daha kıymetli mücevherlerden almak istiyorum’ dediyse de çocuk “Hayır ben balon istiyorum’ diyerek ağlamaya başlamış.”
Bedîüzzaman bu hikâyeyi anlattıktan sonra avukata dönüp; “Ben Kur’â’nın mücevherat dükkânının dellâlıyım, bekçisiyim. Ben baloncu değilim. Benim dükkânımda, benim pazarımda Kur-ân’ın ölümsüz elmasları var. Ben onları satıyorum, balon satmıyorum” diyerek Kur-ânî davasının hakikatini bir hikâyecikle anlatmış olur…”
alıntı
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/6/2008 · Kategori: Okumalar
Rabbim bizleri emr-i bi'l maruf yapma imkanına sahipken, onu yapmamak suretiyle baş aşağı gitmekten muhafaza buyursun!..
Rabbim, irademizi kullanarak zamanı tanzim etmeye ve onun her anını dolu dolu değerlendirmeye bizleri muvaffak eyle!
"Onlardan sonra gelenler: Ey Kerim Rabbimiz! derler, bizi ve bizden önceki mü'min kardeşlerimizi affeyle! İçimizde mü'minlere karşı hiçbir kin ve gıl'u gış bırakma! Duamızı kabul buyur ya Rabbena. Çünkü Sen Rauf'sun, Rahim'sin!
İnsan namazda şunları der: " Sen Rahman u Rahim'sin, bana evvela idrak sonra da bu idraki hiç olmazsa beyanla ortaya koymak için kabiliyet ve istidat verdin. Bu Senin Rahmaniyetinin tecellisidir. Sen kıyamet gününün Sahibisin, ben de Senin emirlerin çerçevesinde şimdiden o güne göre hazırlanıyorum" dedikten sonra " Kulluğumu yalnız Sana yapıyorum ve bu kulluk yükünün altında ezilmemek için de yardımı sadece Senden diliyorum.
"Gün gelir bütün gizli haller ortaya dökülür" (Tarık 86/9)
Settaru'l Uyub olan Hz.Allah, bizim ve başkalarının kusurlarını setretsin inşaAllah! Birer nefer olarak bu işe intisap ettik. Gelecekte yeşerecek bir bahçeyi suluyoruz. Rabbim, sağlam ellere teslim edeceğimiz ana kadar bizi takatimizin fevkinde imtihanlara tabi tutmasın.
..... hepimize Allah'ın lütfu müşterek olarak gelmektedir. Bir müessesenin kapısındaki kapıyı açıp kapayan kapıcıdan, o müesseseyi idare eden müdüre kadar her yerde bir iktiran vardır. Rabbim bunu intikale ve bu iktiran içinde cehd-ü gayret göstermeye bizleri muvaffak eylesin!...
Hz. Yusuf (a.s); " Ya Rabbi! Sen bana iktidar ve hakimiyet verdin. Kutsal metinleri ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst insanlar arasına dahil eyle! (Yusuf 12/101)
Rabbim gönüllerimize inşirah versin ve bizi o yüce hakikati anlamaya muvaffak kılsın.
Rabbim, " Hammadun" ümmetinden olan bizleri, Ahmed-i Mahmud olan Efendimiz'in (s.a.v) hadislerinin ifadesiyle orada "Liva'ul Hamd" isimli sancağı altında toplanmak ve hamd etmek , burada "Hamdolsun bizi bu Cennet'e eriştiren Allah'a! Eğer Allah bizi muvaffak kılmasaydı kendiliğimizden biz buna yol bulamazdık" ayetini okuyarak ahirette de, Liva'ul Hamd altında toplandığımız zaman " Rabbimizden beklene buydu. Sultanımıza yakışan da budur!" demek lütfuyla bizleri lütuflandırsın. Dünya ve ukbada bizi maiyyet-i İlahiye ile serfiraz eylesin!
Rabbim, Kur'an'a karşı sinelerimizi saygıyla mamur kılsın.
Cenab-ı Hak bizlere necat ihsan eylesin ve daire-i takvaya hidayet buyursun!
Allah'ım! Hakkı batılın savletinden kurtar! İki-üç asırdan beri ağlayan müslümanalra artık bir fereç ve mahreç ihsan eyle! Birkaç defa neslimize kıydılar, ırzımızı çiğnediler, namusumuzu payimal ettiler. Bir kere daha aynı hasret ve hicran dolu durumu bize yaşatma!.
Hz. Sa'd!, " Allah'ım! O zatlar hakkında beni yalancı çıkarma! Eğer onlar Senin nezd-i Uluhiyetinde kıymetli kimselerse, burada o manayı teyit edecek birşey göster!" der ve Peygamberimiz ve sahabeler hakkında ileri geri konuşan adamı bir deve gelip çiğner.
"Mü'minin işine şaşarım! Mü'minin her hali hayırlıdır. O, kendisine bir musibet isabet ettiği zaman sabreder, onun için hayırlıdır. Nimet isabet ettiği zaman da şükreder, bu da onun için yine hayırlıdır." (Hadis-i Şerif)
Allah bizleri bu hal ile hallendirsin!...
Amin.Amin.Amin....
*Zihin Harmanı kitabından derlenmiştir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Zihin Harmanı kitabını okurken birşey dikkatimi çekti; Hocaefendi hemen hemen her konuyla alakalı bir de dua etmiş. Ben de bunları biraraya getirmeyi planlıyorum inşaallah. Bu güzel dualardan istifade edebilmek ümidiyle.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
31/5/2008 · Kategori: Okumalar
Arapçada
lale ve Allah lafzı aynı harflerle yazılır ve ebcedi değerleri de
aynıdır. Bu yüzden önemlidir ve hilkati temsil eden en güzel çiçek
kabul edilir. İşte bundandır şair şöyle der:
Mazhar-ı ism-i Celâl olmasa hakkâ lâle
Bulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lâle
Lale
yaratılışı temsil etmesi yönüyle aynı zamanda Yunus’un işaretine
istinaden yaratılana sevgi ve şefkatin [siz ona barış da
diyebilirsiniz] de sembolüdür. Laleyle aynı kökten gelen eğlal bağlılık
anlamı taşır ve teslimiyet ifade eder. Buna bağlı olarak hemen
hatırlanmalıdır ki lalenin şekli de elif misalidir, tabii ki Tevhidi
anlatır. Elif deyince aşk hatıra gelmez mi; aşığın vazgeçilmez
yaranıdır lale. Bütün alemin güzelliğini taşır üstünde lale:
Yoktur bu âb u tâb ne mihr ü ne jâlede
İzhâr-ı kudret eylemiş Allâh şu lâlelede
Yaratılıştaki
sanatın esrarına kapılmış olarak hayretten diliniz tutulurda Sanatkarı
bir an hatırınızdan çıkarmazsanız şükür haliyle koskocaman bir
Elhamdülillah çekebilirsiniz hayret makamında. Bu teşekkürün lütfettiği
şevkle hilkatteki esrarı ortalıkta bir yerde, gündüzün aydınlığında
arama gafletinden kurtulup baştan ayağa nur kesmiş karaşın karasıyla
apaydınlığın mecraı, menbaı gecede ararsanız lalenin yapraklarının
içinde perdelediği karasına vardınız demektir. Lale Leyl’de, gecede
açar; gece sevdadır Leyla’ya. Kainat dürülür, âlemler açılır önünüzde
hikmete ram olursunuz; Lale aşktır Mevlâ’ya. Lalenin içindeki katran
karası aşkın yıldırımına uğramış yanmışlıktır. Bundandır başka değil
ancak laledir aşkı anlatan:
Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler
Servi yürütmediler; goncayı söyletmediler
Doğrulabilirsiniz
artık, doğrultun ellerinizi, perestişle ürperin. Yaprakların göğe doğru
uzanışı gibi ellerinizi maveraya doğrultup istek ve iştiyakla
gülümseyebilirsiniz. Artık erbabının ferâhâver buyurması gibi yarana
ferahlık, ruh dinginliği dağıtabilirsiniz. Turuncu açar yani laleniz.
Turuncu bu irfanın ve vardığınız noktadaki zevkin temsilcisidir. Halk
içinde Hakk’la berabersiniz demektir turuncuysa renginiz. Cemal
yüzünüze yansımış renginiz iç huzuru vermiştir cana, canana. İrfan
kalbiniz istila etmiş, kalbiniz içinizde doğrulmuş ve özünüzü aşikar
eyleyerek taşıp coşmuştur; esvabınız coşkunluğunuzdur, coşkunluğunuz
irfanınız gibi turuncu. Gece açan karaşın karası, renk değil renksizlik
alametidir. Kemal sahibi arınmıştır renklerden, çünkü Allah’ta fanidir.
Haktan halka döner lakin, dönünce halka şefkatle onun taşıyabileceği,
şevk alabileceği bir renk taşır; turuncudur halka dönen Hak aşığının
rengi. Hilkatin ve kulluğun coşkusuyla O’ndan ayrılığın hüznü yansır
arifin yüzünden.
Tüm bunlar arif bir sanatkarın elinde, onun
gönlünün coşkusunu yansıtan bir sunum olur çıkar aşka adanmış başka
gönüllere.* Seçkin bir örnektir, zira azdır benzeri ve dahi bir irfan
ehlinin haline tercüman olmaktır muradı. Arifin yüzünden yansıyan
hilkatin ve kulluğun coşkusuyla O’ndan ayrılığın hüznüdür.
…………………………..
ali ömer akbulut
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
25/5/2008 · Kategori: Okumalar
İĞRENİYORUM!
Elimden doğruca, güzelce, iyice bir yazı mı çıkıyor? İğreniyorum! Hâlâ
bu memlekette doğru, güzel ve iyi olanı savunma gayretimden, bu
gayretin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden iğreniyorum!
Olanlar ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir
istikbale ısmarlayıcı "cek" ve "cak" edatlarından iğreniyorum!
(Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi
tamam cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der :"Meğer
bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum!"... Ben de aynı
meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı
anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!
Dudaklarla kalbler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker
çekmez uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan,
tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce
girip çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl
görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar eden
maddeciden iğreniyorum!
Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan
ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle
ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan,
kapılanlardan iğreniyorum!
Hâsılı, dil adına dilden, ev adına elden, vatan adına vatandan ve köy,
köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi, kitap, mektep, talebe, muallim,
polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların
gerçekleri adına hepsinden iğreniyorum!
Ötesi var mı?...
Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan
insandan, Allahın Kur'anda "belhüm adal-Hayvandan aşağı" diye andığı
iki ayaklılardan iğreniyorum!
Necip Fazıl Kısakürek
(17 Mart 1980)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
22/5/2008 · Kategori: Okumalar
Değerli Kardeşimiz;
Müstehcen neşriyatın çevremizi sardığı, açık saçıklığın salgın hastalık gibi
cemiyete musallat olduğu bir devirde yaşıyoruz. Bu hastalık az çok herkesi
tesiri altına almaktadır. Bilhassa gençliği kemirmekte, içten içe cevherini ve
manevî duygularını yaralamaktadır.
Nefsî hisleri tahrik eden unsurların çoğalması kişilerde bazı kötü
alışkanlıkların artmasına sebep olmaktadır. Kendisine nikâhı düşebilen
nâmahreme bakmak, insanda harama karşı olan hassasiyeti azaltmakta, bilhassa
kendisine çeki düzen veremeyen kimseler harama bakmayı normal ve mubah görmeye
başlamaktadırlar. İşte bunun sonunda insanın maddî ve manevî bünyesinde bazı
aksaklıklar meydana gelmektedir.
Bu mevzuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir : «Ehl-i İslâm da nazar-ı
haram ziyadeleştikçe, hevesât-ı nefsaniye (Müslümanlar arasında harama bakma
arttıkça cinsî duygular) heyecana gelip vücudunda sû-i istimalât ile israfa
girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olup, ondan, tıbben kuvve-i hafızaya
(hafıza gücüne) zaaf gelir.
«Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memâlik-i harrede (sıcak
iklimlerde) o sû-i nazardan, sû-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını
netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz'i-küllî o şekvadadır.» 1
His ve heveslerine mağlûp düşen bazı kimselerde harama nazarın tahrikiyle
vücuttan yapılan israf, umumiyetle ihtilâmla olur. Bazı kimseler ise bu
«israfat»’a daha değişik bir şekilde düşerler. «İstimna, mastürbasyon» bu
hususta en sık başvurulan tatmin yoludur: Her şeyden önce, anormal bir hareket
olan bu iş, iradesi zayıf kimselerde görülen bir alışkanlıktır.
Evlenme çağına gelip de imkân bulamayan böyle kimselere Rabbimiz iffetli
olmalarını tavsiye etmektedir: «Evlenmeye imkân bulamayanlar, Allah kendilerini
fazl u kereminden zengin kılıncaya kadar zinaya karşı iffetlerini korumaya
çalışsınlar.» 2
Nefis ve heveslerinin tazyiki altında bulunan gençlere Peygamberimizin
gösterdiği yol en güzelidir. Bu yolla genç, hem ibadet yapmış olur, hem de
kendisine hâkim olma çaresini bulur.
İbni Mesud'un rivayet ettiği hadisi şerifte Peygamberimiz (a.s.m) şöyle
buyurmaktadır: «Ey gençler topluluğu, sizden evlenmeye gücü yeten evlensin.
Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan son derece önleyici, iffeti de en iyi
koruyucudur. Evlenme masrafına gücü yetmeyen kimse de oruç tutsun. Çünkü oruç. kuvvetli bir şehvet kincidir."3
Başta oruç olmak üzere, İslâmî ve imanı meselelerle meşguliyet ve insanı
günahtan koruyan bir çevrede bulunmak kişinin iffetini muhafaza eden., onun
harama itişmesine mani olan en güzel çarelerdir. Çünkü gayri meşru yollara
şeytan teşvik eder, nefis baskı yapar, hisler de sıkıştırır. Onları susturacak en tesirli çare, kalbi ve ruhu ulvî
şeylerle meşgul etmektir. Ahlâklı kimselerle arkadaşlık etmektir.
Elle tatmin, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir. Haram sayılmaktadır. «Onlar
ki ırzlarını korurlar. Ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı
münasebetleri müstesnadır. Çünkü onlar bu helâl olanlarda kınanmazlar. Kim de
bu helâlden başkasını ararsa, işte onlar haddi aşanlardır» 4 âyetini delil
getiren Şafiî, Mâliki âlimleri ve İmam-ı Nesefî, istimnanın haram olduğuna
hükmetmişlerdir.5
Eğer caiz olsaydı, Hz. Peygamber tarafından bir yol gösterilirdi,
demektedirler. İmam Ahmed bin Hanbel ve îbni Hazm'a göre «meni, vücudun, dışarı
atmaya muhtaç olduğu bir şeydir, onu eliyle atan kan aldıran gibidir ve
caizdir.» Hanbelî âlimleri bu caiz oluş şeklini iki şarta bağlamışlardır:
Kişinin zinaya düşme tehlikesi, Evlenmeye gücünün ve imkânının bulunmayışı.
Hanefî mezhebinin görüşlerini nakleden İbni Âbidin, bu hususta bazı âlimlerin
görüşlerine yer vermektedir. Kişinin şehveti baskın gelir, kalbini meşgul
edecek derecede fazla olur, bekâr bulunur veya evli olup da bir özürden dolayı
hanımına yaklaşamazsa, şehvetini teskin etmek isteyen kimse için Fakih
Ebulleys, «Böylesine bir vebal olmayacağını umarım» demektedir. Ama sırf
şehvetini celbetmek, kendisini zorla
tahrik etmek için yaparsa günahkâr olur.6
Yine Hanefî âlimlerinden Şürünbilâli, «Bekâr kimse harama gireceğinden korktuğu
zaman şehvetini teskin için istimna caizdir. Bu işinden dolayı ne sevap, ne de
günah kazanır. Fakat sırf lezzet almak için yaparsa günahkâr olur» 7
görüşündedir.
Harama düşme tehlikesiyle karşı karşıya gelen bir kimse, haram olan zinayı
işlememek için ehven-i şer olan istimnayı yaparsa ve buradaki niyeti de
haramdan kaçınmak, namusunu korumak olursa, caiz gören âlimlerin içtihatlarına
göre mümkündür. Ama istimnayı alışkanlık haline getirmek makul bir insana
yakışmayan çirkin bir iş olur. Zaten fazla (sû-i istimalat) kişide zekâ ve
hafıza kaybına sebep olmaktadır.
Böyle anormal durumlara düşmemek için sık sık imanî eserleri mütalâa etmek,
aklı ve kalbi devamlı îslâmî hizmetlerde çalıştırmak, ulvî şeyleri düşünmek,
lezzetleri kıran ve acılaştıran ölümü çok sık hatırlamak, harama nazardan
sakınmak ve müstehcen yayınlara iltifat etmemek lâzımdır.
1. Kastamonu Lahikası, s. 92.
2. Nur Süresi, 33.
3. İbni Mâce, Nikâh : 1.
4. Mü'minûn Sûresi, 5-6-7.
5. Tefsirü'n-Nesefî, 3 :114.
6. İbni Âbidin, 2:100, 3 :156.
7. Meraku'l-Felâh, s. 57.
Sorularla İslamiyet sitesinden alınmıştır.
* Cehenneme daha da bir yaklaştığımız şu sıcaklarda nefsimize sahip çıkabilmeyi nasip etsin Rabbim.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
20/5/2008 · Kategori: Ruha Ilham
Yusuf'u Kaybettim
Yusufu kaybettim kenan elinde
yusuf bulunur kenan bulunmaz
bu aklı fikriyle leyla bulunmaz
bu ne yaredir ki çare bulunmaz
aşkın pazarında canlar satılır
satarım canımı alan bulunmaz
yunus öldü deyu sela verirler
ölen beden imiş aşıklar ölmez...
Yunus Emre
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::