Zihin Harmanı

Namaz

18/7/2008 · Kategori: Kulb-u Ahzan


Resul-i Ekrem bir defa rüyasında Cenneti gördü. Orada Hz. Bilal-i Habeşi(RA)’nin terliklerinin seslerini işitti. Sabahleyin Hz. Bilal’e;
“Sen özel olarak hangi ameli yapıyorsun? O amelin sebebiyle cennette benim önümde yürüyordun.” Bunun üzerine Pir-i müezzininin şöyle cevap verdi; “Gece olsun, gündüz olsun abdestim olmayınca abdest alırım, devamlı abdestli gezerim. Sonra kılabildiğim kladar nafile namaz(tahiyyetül vûdû; abdest namazı) kılarım” dedi.



******************

Hanefi fıkhını yetiştirdiği dev imamlardan Muhammed İbn-i Sema şöyle demişti;


“ Ben kırk senedir bir defa hariç ilk tekbiri kaçırmadım. Yalnız annemin vefat ettiği gün meşgul olduğumdan ilk tekbire yetişemedim”

*****************

Tabiinin gözü yaşlı hadis hafızı Muhammed bin Münkedir hazretleri bir gün teheccüd namazında saatlerce gözyaşlarına boğuldu. Sebebini soranlara:


“Namazda okurken şu ayet geçti” dedi; “Hiç hesaba katmamış oldukları şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılıverdi.”(Zümer, 39/47)


*****************

Hz. Ali’nin torunu ve ibadetlerinin çokluğundan kendisine Zeynelabidin denilen Ali bin Hüseyin hazretleri günde nafile 1000 rekât namaz kılar, abdest aldığında yüzü sararırdı. Biri sebebini sorunca:


“Haberin yok mu kimin karşısına çıkıyorum” derdi


*****************

Ümmetin âlimi İbn-i Abbas hazretleri ezan sesini duyunca o kadar ağlardı ki ridası(omuz örtüsü) ıslanır, damarları şişer, gözleri kızarırdı. Kendisine; biz de ezan sesini duyuyoruz. Ama bize hiç tesiri olmuyor, siz ne kadar korkuyorsunuz?” dediklerinde şöyle cevap vermişti;


“Eğer insanlar müezzinin ne dediğini bilseler rahat ve huzurdan olurlar, uykuları kaçardı”

*****************

Zünnun-u Mısri’nin arkasına ikindi namazını kılan bir zat demiş ki;


“O Allah u Ekber’i derken Allah kelimesini söyleyince Allah’ın heybeti onu öylesine kaplamıştı ki, sanki bedeninde ruh kalmamış, tamamen kendinden geçmişti. Ekber dediği zaman onun tekbirinin heybetinden kalbi sanki parça parça olmuştu.”

****************

Hadis âlimi Ebu İshak Sübeyhi’nin namazı dert edinmesi de çok ibretliktir. O;


“Yaşlılık ve zayıflıktan dolayı namazda lezzet kalmadı. Çünkü iki rekâtta yalnız iki sure(yani Bakara ve Âl-i İmran) okuyabiliyorum. Fazlasını okuyamıyorum” diye üzülürdü.


***************

Tabiin âlimlerinden İbn-i Sirin Rahmetullahi aleyh diyor ki;


“ Eğer bana Cennet’e gitmek ve iki rekât namaz kılmak arasında seçme hakkı verilse, ben iki rekât namaz kılmayı tercih ederim.”


***************

Sahabeden Abdullah bin Zübeyir(RA) hakkında şöyle denmiştir;


“İbn-i Zübeyir o kadar uzun ve hareketsiz secde ederdi ki kuşlar gelip sırtına konardı. Bazen o kadar uzun rükû ederdi ki bütün geceyi rükûda geçirirdi. Bazen de secdesi o kadar uzardı ki, bütün geceyi secdede geçerdi.” (İbn-i Zübeyir namazda derinliği muhterem dedesi Hz. Ebubekir’den(RA) öğrenmişti.) ,


Alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bediüzzaman

3/7/2008 · Kategori: Okumalar


Stajyer bir avukat, Eskişehir hapsindeki çalışması sırasında Bedîüzzaman’la görüşür ve “Takip ettiğim kadarıyla sizde herhangi harika bir hal görmedim. Eğer gerçekten varsa, bana da gösterir misiniz? Meselâ elinizdeki tesbihi yürütebilir misiniz?” der.

Bunun üzerine Bedîüzzaman Hazretleri tebessüm eder ve şu hikâyeyi anlatır:

“Bir adamın çok sevdiği bir çocuğu varmış. Ona çok değerli bir hediye almak için kuyumcu dükkânına götürmüş. “Elmas ve mücevherlerden hangisini istersen sana alayım.’ demiş. Kuyumcu, dükkânının daha cazip olmasını temin için dükkânın tavanına çeşitli renkte balonlar asmış. Çocuk dükkâna girince gözü balonlara takılmış ve “Baba ben bu balonlardan istiyorum’ deyince, babası “Oğlum ben sana daha kıymetli mücevherlerden almak istiyorum’ dediyse de çocuk “Hayır ben balon istiyorum’ diyerek ağlamaya başlamış.”

Bedîüzzaman bu hikâyeyi anlattıktan sonra avukata dönüp; “Ben Kur’â’nın mücevherat dükkânının dellâlıyım, bekçisiyim. Ben baloncu değilim. Benim dükkânımda, benim pazarımda Kur-ân’ın ölümsüz elmasları var. Ben onları satıyorum, balon satmıyorum” diyerek Kur-ânî davasının hakikatini bir hikâyecikle anlatmış olur…”

alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dualar

11/6/2008 · Kategori: Okumalar

Rabbim bizleri emr-i bi'l maruf yapma imkanına sahipken, onu yapmamak suretiyle baş aşağı gitmekten muhafaza buyursun!..


Rabbim, irademizi kullanarak zamanı tanzim etmeye ve onun her anını dolu dolu değerlendirmeye bizleri muvaffak eyle!


"Onlardan sonra gelenler:  Ey Kerim Rabbimiz! derler, bizi ve bizden önceki mü'min kardeşlerimizi affeyle! İçimizde mü'minlere karşı hiçbir kin ve gıl'u gış bırakma! Duamızı kabul buyur ya Rabbena. Çünkü Sen Rauf'sun, Rahim'sin!

İnsan namazda şunları der: " Sen Rahman u Rahim'sin, bana evvela idrak sonra da bu idraki hiç olmazsa beyanla ortaya koymak için kabiliyet ve istidat verdin. Bu Senin Rahmaniyetinin tecellisidir. Sen kıyamet gününün Sahibisin, ben de Senin emirlerin çerçevesinde şimdiden o güne göre hazırlanıyorum" dedikten sonra " Kulluğumu yalnız Sana yapıyorum ve bu kulluk yükünün altında ezilmemek için de yardımı sadece Senden diliyorum.

"Gün gelir bütün gizli haller ortaya dökülür" (Tarık 86/9)

Settaru'l Uyub olan Hz.Allah, bizim ve başkalarının kusurlarını setretsin inşaAllah! Birer nefer olarak bu işe intisap ettik. Gelecekte yeşerecek bir bahçeyi suluyoruz. Rabbim, sağlam ellere teslim edeceğimiz ana kadar bizi takatimizin fevkinde imtihanlara tabi tutmasın.


..... hepimize Allah'ın lütfu müşterek olarak gelmektedir. Bir müessesenin kapısındaki kapıyı açıp kapayan kapıcıdan, o müesseseyi idare eden müdüre kadar her yerde bir iktiran vardır. Rabbim bunu intikale ve bu iktiran içinde cehd-ü gayret göstermeye bizleri muvaffak eylesin!...

Hz. Yusuf (a.s); " Ya Rabbi! Sen bana iktidar ve hakimiyet verdin. Kutsal metinleri ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst insanlar arasına dahil eyle! (Yusuf 12/101)

Rabbim gönüllerimize inşirah versin ve bizi o yüce hakikati anlamaya muvaffak kılsın.

Rabbim, " Hammadun" ümmetinden olan bizleri, Ahmed-i Mahmud olan Efendimiz'in (s.a.v) hadislerinin ifadesiyle orada "Liva'ul Hamd" isimli sancağı altında toplanmak ve hamd etmek , burada "Hamdolsun bizi bu Cennet'e eriştiren Allah'a! Eğer Allah bizi muvaffak kılmasaydı kendiliğimizden biz buna yol bulamazdık" ayetini okuyarak ahirette de, Liva'ul Hamd altında toplandığımız zaman " Rabbimizden beklene buydu. Sultanımıza yakışan da budur!" demek lütfuyla bizleri lütuflandırsın. Dünya ve ukbada bizi maiyyet-i İlahiye ile serfiraz eylesin!

Rabbim, Kur'an'a karşı sinelerimizi saygıyla mamur kılsın.


Cenab-ı Hak bizlere necat ihsan eylesin ve daire-i takvaya hidayet buyursun!

Allah'ım! Hakkı batılın savletinden kurtar! İki-üç asırdan beri ağlayan müslümanalra artık bir fereç ve mahreç ihsan eyle! Birkaç defa neslimize kıydılar, ırzımızı çiğnediler, namusumuzu payimal ettiler. Bir kere daha aynı hasret ve hicran dolu durumu bize yaşatma!.

Hz. Sa'd!, " Allah'ım! O zatlar hakkında beni yalancı çıkarma! Eğer onlar Senin nezd-i Uluhiyetinde kıymetli kimselerse, burada o manayı teyit edecek birşey göster!" der ve Peygamberimiz ve sahabeler hakkında ileri geri konuşan adamı bir deve gelip çiğner.


"Mü'minin işine şaşarım! Mü'minin her hali hayırlıdır. O, kendisine bir musibet isabet ettiği zaman sabreder, onun için hayırlıdır. Nimet isabet ettiği zaman da şükreder, bu da onun için yine hayırlıdır." (Hadis-i Şerif)

Allah bizleri bu hal ile hallendirsin!...


Amin.Amin.Amin....


*Zihin Harmanı kitabından derlenmiştir.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Zihin Harmanı'ndan Dualar

4/6/2008 · Kategori: Kulb-u Ahzan

Zihin Harmanı kitabını okurken birşey dikkatimi çekti; Hocaefendi hemen hemen her konuyla alakalı bir de dua etmiş. Ben de bunları biraraya getirmeyi planlıyorum inşaallah. Bu güzel dualardan istifade edebilmek ümidiyle.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Sukût

2/6/2008 · Kategori: Aynalar


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Allah ve Lale

31/5/2008 · Kategori: Okumalar





Arapçada lale ve Allah lafzı aynı harflerle yazılır ve ebcedi değerleri de aynıdır. Bu yüzden önemlidir ve hilkati temsil eden en güzel çiçek kabul edilir. İşte bundandır şair şöyle der:

Mazhar-ı ism-i Celâl olmasa hakkâ lâle
Bulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lâle

Lale yaratılışı temsil etmesi yönüyle aynı zamanda Yunus’un işaretine istinaden yaratılana sevgi ve şefkatin [siz ona barış da diyebilirsiniz] de sembolüdür. Laleyle aynı kökten gelen eğlal bağlılık anlamı taşır ve teslimiyet ifade eder. Buna bağlı olarak hemen hatırlanmalıdır ki lalenin şekli de elif misalidir, tabii ki Tevhidi anlatır. Elif deyince aşk hatıra gelmez mi; aşığın vazgeçilmez yaranıdır lale. Bütün alemin güzelliğini taşır üstünde lale:

Yoktur bu âb u tâb ne mihr ü ne jâlede
İzhâr-ı kudret eylemiş Allâh şu lâlelede

Yaratılıştaki sanatın esrarına kapılmış olarak hayretten diliniz tutulurda Sanatkarı bir an hatırınızdan çıkarmazsanız şükür haliyle koskocaman bir Elhamdülillah çekebilirsiniz hayret makamında. Bu teşekkürün lütfettiği şevkle hilkatteki esrarı ortalıkta bir yerde, gündüzün aydınlığında arama gafletinden kurtulup baştan ayağa nur kesmiş karaşın karasıyla apaydınlığın mecraı, menbaı gecede ararsanız lalenin yapraklarının içinde perdelediği karasına vardınız demektir. Lale Leyl’de, gecede açar; gece sevdadır Leyla’ya. Kainat dürülür, âlemler açılır önünüzde hikmete ram olursunuz; Lale aşktır Mevlâ’ya. Lalenin içindeki katran karası aşkın yıldırımına uğramış yanmışlıktır. Bundandır başka değil ancak laledir aşkı anlatan:

Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler
Servi yürütmediler; goncayı söyletmediler

Doğrulabilirsiniz artık, doğrultun ellerinizi, perestişle ürperin. Yaprakların göğe doğru uzanışı gibi ellerinizi maveraya doğrultup istek ve iştiyakla gülümseyebilirsiniz. Artık erbabının ferâhâver buyurması gibi yarana ferahlık, ruh dinginliği dağıtabilirsiniz. Turuncu açar yani laleniz. Turuncu bu irfanın ve vardığınız noktadaki zevkin temsilcisidir. Halk içinde Hakk’la berabersiniz demektir turuncuysa renginiz. Cemal yüzünüze yansımış renginiz iç huzuru vermiştir cana, canana. İrfan kalbiniz istila etmiş, kalbiniz içinizde doğrulmuş ve özünüzü aşikar eyleyerek taşıp coşmuştur; esvabınız coşkunluğunuzdur, coşkunluğunuz irfanınız gibi turuncu. Gece açan karaşın karası, renk değil renksizlik alametidir. Kemal sahibi arınmıştır renklerden, çünkü Allah’ta fanidir. Haktan halka döner lakin, dönünce halka şefkatle onun taşıyabileceği, şevk alabileceği bir renk taşır; turuncudur halka dönen Hak aşığının rengi. Hilkatin ve kulluğun coşkusuyla O’ndan ayrılığın hüznü yansır arifin yüzünden.

Tüm bunlar arif bir sanatkarın elinde, onun gönlünün coşkusunu yansıtan bir sunum olur çıkar aşka adanmış başka gönüllere.* Seçkin bir örnektir, zira azdır benzeri ve dahi bir irfan ehlinin haline tercüman olmaktır muradı. Arifin yüzünden yansıyan hilkatin ve kulluğun coşkusuyla O’ndan ayrılığın hüznüdür.

…………………………..

 ali ömer akbulut   

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

İĞRENİYORUM! / N.F.K

25/5/2008 · Kategori: Okumalar

İĞRENİYORUM!

Elimden doğruca, güzelce, iyice bir yazı mı çıkıyor? İğreniyorum! Hâlâ bu memlekette doğru, güzel ve iyi olanı savunma gayretimden, bu gayretin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden iğreniyorum!

Olanlar ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale ısmarlayıcı "cek" ve "cak" edatlarından iğreniyorum!

(Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der :"Meğer bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum!"... Ben de aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!

Dudaklarla kalbler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker çekmez uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan, tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar eden maddeciden iğreniyorum!

Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan, kapılanlardan iğreniyorum!
Hâsılı, dil adına dilden, ev adına elden, vatan adına vatandan ve köy, köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi, kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların gerçekleri adına hepsinden iğreniyorum!

Ötesi var mı?...
Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allahın Kur'anda "belhüm adal-Hayvandan aşağı" diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!


Necip Fazıl Kısakürek
(17 Mart 1980)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Cehennem Sıcakları

22/5/2008 · Kategori: Okumalar

Değerli Kardeşimiz;

Müstehcen neşriyatın çevremizi sardığı, açık saçıklığın salgın hastalık gibi cemiyete musallat olduğu bir devirde yaşıyoruz. Bu hastalık az çok herkesi tesiri altına almaktadır. Bilhassa gençliği kemirmekte, içten içe cevherini ve manevî duygularını yaralamaktadır.

Nefsî hisleri tahrik eden unsurların çoğalması kişilerde bazı kötü alışkanlıkların artmasına sebep olmaktadır. Kendisine nikâhı düşebilen nâmahreme bakmak, insanda harama karşı olan hassasiyeti azaltmakta, bilhassa kendisine çeki düzen veremeyen kimseler harama bakmayı normal ve mubah görmeye başlamaktadırlar. İşte bunun sonunda insanın maddî ve manevî bünyesinde bazı aksaklıklar meydana gelmektedir.

Bu mevzuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir : «Ehl-i İslâm da nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesât-ı nefsaniye (Müslümanlar arasında harama bakma arttıkça cinsî duygular) heyecana gelip vücudunda sû-i istimalât ile israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olup, ondan, tıbben kuvve-i hafızaya (hafıza gücüne) zaaf gelir.

«Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memâlik-i harrede (sıcak iklimlerde) o sû-i nazardan, sû-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz'i-küllî o şekvadadır.» 1

His ve heveslerine mağlûp düşen bazı kimselerde harama nazarın tahrikiyle vücuttan yapılan israf, umumiyetle ihtilâmla olur. Bazı kimseler ise bu «israfat»’a daha değişik bir şekilde düşerler. «İstimna, mastürbasyon» bu hususta en sık başvurulan tatmin yoludur: Her şeyden önce, anormal bir hareket olan bu iş, iradesi zayıf kimselerde görülen bir alışkanlıktır.

Evlenme çağına gelip de imkân bulamayan böyle kimselere Rabbimiz iffetli olmalarını tavsiye etmektedir: «Evlenmeye imkân bulamayanlar, Allah kendilerini fazl u kereminden zengin kılıncaya kadar zinaya karşı iffetlerini korumaya çalışsınlar.» 2

Nefis ve heveslerinin tazyiki altında bulunan gençlere Peygamberimizin gösterdiği yol en güzelidir. Bu yolla genç, hem ibadet yapmış olur, hem de kendisine hâkim olma çaresini bulur.

İbni Mesud'un rivayet ettiği hadisi şerifte Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmaktadır: «Ey gençler topluluğu, sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan son derece önleyici, iffeti de en iyi koruyucudur. Evlenme masrafına gücü yetmeyen kimse de oruç tutsun. Çünkü oruç. kuvvetli bir şehvet kincidir."3

Başta oruç olmak üzere, İslâmî ve imanı meselelerle meşguliyet ve insanı günahtan koruyan bir çevrede bulunmak kişinin iffetini muhafaza eden., onun harama itişmesine mani olan en güzel çarelerdir. Çünkü gayri meşru yollara şeytan teşvik eder, nefis baskı yapar, hisler de sıkıştırır. Onları susturacak en tesirli çare, kalbi ve ruhu ulvî şeylerle meşgul etmektir. Ahlâklı kimselerle arkadaşlık etmektir.

Elle tatmin, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir. Haram sayılmaktadır. «Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Çünkü onlar bu helâl olanlarda kınanmazlar. Kim de bu helâlden başkasını ararsa, işte onlar haddi aşanlardır» 4 âyetini delil getiren Şafiî, Mâliki âlimleri ve İmam-ı Nesefî, istimnanın haram olduğuna hükmetmişlerdir.5

Eğer caiz olsaydı, Hz. Peygamber tarafından bir yol gösterilirdi, demektedirler. İmam Ahmed bin Hanbel ve îbni Hazm'a göre «meni, vücudun, dışarı atmaya muhtaç olduğu bir şeydir, onu eliyle atan kan aldıran gibidir ve caizdir.» Hanbelî âlimleri bu caiz oluş şeklini iki şarta bağlamışlardır: Kişinin zinaya düşme tehlikesi, Evlenmeye gücünün ve imkânının bulunmayışı.

Hanefî mezhebinin görüşlerini nakleden İbni Âbidin, bu hususta bazı âlimlerin görüşlerine yer vermektedir. Kişinin şehveti baskın gelir, kalbini meşgul edecek derecede fazla olur, bekâr bulunur veya evli olup da bir özürden dolayı hanımına yaklaşamazsa, şehvetini teskin etmek isteyen kimse için Fakih Ebulleys, «Böylesine bir vebal olmayacağını umarım» demektedir. Ama sırf şehvetini celbetmek, kendisini zorla tahrik etmek için yaparsa günahkâr olur.6

Yine Hanefî âlimlerinden Şürünbilâli, «Bekâr kimse harama gireceğinden korktuğu zaman şehvetini teskin için istimna caizdir. Bu işinden dolayı ne sevap, ne de günah kazanır. Fakat sırf lezzet almak için yaparsa günahkâr olur» 7 görüşündedir.

Harama düşme tehlikesiyle karşı karşıya gelen bir kimse, haram olan zinayı işlememek için ehven-i şer olan istimnayı yaparsa ve buradaki niyeti de haramdan kaçınmak, namusunu korumak olursa, caiz gören âlimlerin içtihatlarına göre mümkündür. Ama istimnayı alışkanlık haline getirmek makul bir insana yakışmayan çirkin bir iş olur. Zaten fazla (sû-i istimalat) kişide zekâ ve hafıza kaybına sebep olmaktadır.

Böyle anormal durumlara düşmemek için sık sık imanî eserleri mütalâa etmek, aklı ve kalbi devamlı îslâmî hizmetlerde çalıştırmak, ulvî şeyleri düşünmek, lezzetleri kıran ve acılaştıran ölümü çok sık hatırlamak, harama nazardan sakınmak ve müstehcen yayınlara iltifat etmemek lâzımdır.

1. Kastamonu Lahikası, s. 92.
2. Nur Süresi, 33.
3. İbni Mâce, Nikâh : 1.
4. Mü'minûn Sûresi, 5-6-7.
5. Tefsirü'n-Nesefî, 3 :114.
6. İbni Âbidin, 2:100, 3 :156.
7. Meraku'l-Felâh, s. 57.


Sorularla İslamiyet sitesinden alınmıştır.


* Cehenneme daha da bir yaklaştığımız şu sıcaklarda nefsimize sahip çıkabilmeyi nasip etsin Rabbim.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yusuf'u Kaybettim

20/5/2008 · Kategori: Ruha Ilham

Yusuf'u Kaybettim

Yusufu kaybettim kenan elinde
                         yusuf bulunur kenan bulunmaz


bu aklı fikriyle leyla bulunmaz
                          bu ne yaredir ki çare bulunmaz


aşkın pazarında canlar satılır
                        satarım canımı alan bulunmaz


yunus öldü deyu sela verirler
                         ölen beden imiş aşıklar ölmez...


Yunus Emre

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::